Nane

Otuz üç yaşındayım. Kadıköy’de yaşıyorum. İstanbul’da doğdum. Biseksüelim. Kadınım. Feministim. 

Şaka olarak lezbiyenlik

Lezbiyen ya da biseksüel kelimesini ilk ne zaman duydum hatırlamıyorum. İlkokuldayken bilmiyordum muhtemelen ama ortaokulda yakın bir arkadaşıma başka bir arkadaşımızın ağzından lezbiyen aşk mektubu yazmıştım. Şaka olarak lezbiyenlik! Benim yazdığım anlaşılmasın diye bizim okuldan olmayan bir arkadaşıma yazdırmıştım. Kendi el yazımı kullanmaktan çekinmiştim. Güzel bir mektup kağıdına, güzel bir aşk mektubu yazıp onu zarfın içine yerleştirip çantasına atmıştım. Sonra sınıfta bekledim, açıp okusun diye. Okudu, ağlamaya başladı. Mektubu çöpe attı, sınıftan kaçtı gitti. Sonra bir şekilde benim yazdığım ortaya çıktı. Rehberlik servisine çağırdılar. Rehberlikçi, hiç unutmuyorum, mektup önünde duruyordu, “Böyle şeyleri televizyondan duyuyorsunuz…” demişti. “Bunun bir gerçekliği yok, sen lezbiyen falan değilsin, sağdan soldan duydun. Bu mektubu da senin gözünün önünde yırtıyorum.” Çok korkuyordum okuldan atılmaktan ya da başıma kötü bir şey gelmesinden. “Senin gözünün önünde yırtıyorum, Müdür Beye de söyleyeceğim” derken konu kapanıyor, için rahatlayabilir artık demek istemişti. Sonra da kapandı bu mevzu. Lezbiyenliğin hayatımda bir mesele olması ilk böyledir, okuldan atılma korkusuyla. 

Lezbiyenliğin bende çağrışımı o zamanlar sevişmek, kadın kadına sevişmek. Hem işin cinsel tarafı var ve en heyecanlı tarafı o belki o zamanlar ama bir yandan da yakın arkadaşlık, iki kadının çok yakın, aşırı yakın olması; öyle bir çağrışımı vardı. 

“Ne hoş kadın” diyordum, arzuladığımı sonra fark ettim

İlk ilişkilerim heteroseksüel beraberliklerdi. Uzunca bir ilişki yaşarken altı aylığına yurt dışına gittim. Orada yakın bir kadın arkadaşım oldu. Bir hafta sonu beni ailesinin yaşadığı kasabaya davet etmişti. Arabayla oraya gittik. Çocukluk arkadaşlarıyla tanıştırdı. Bir akşam hep beraber yemeğe gidecektik. “Bir arkadaşım var, sanat galerisinde çalışıyor, önce oraya gidelim, hem onla biraz vakit geçirelim hem de sergi gezelim,” dedi. Gittik sergiye. Arkadaşı Pia, ne hoş kadın! Hani böyle bir hayranlık gibi, ilgimi çekiyor ama bir şey yok daha. Bakıyorum, izliyorum, çekici geliyor. Neyse sonra akşam topluca yemek yendi. Ondan sonra da biz üçümüz, bunların lisedeyken çalıştığı bir bara gittik. Bayağı sarhoş olduk, gece boyunca ben sürekli Pia’yla konuşuyorum, muhabbet ediyoruz, tatlı biri. Sonra, çıkacağız bardan, bu böyle montunu giymeye çalışıyor ama çantasını önce takmış, montunun tek kolunu sokmuş, bi’ kafası karıştı. Giyinemiyor. Ben güldüm, düzelteyim diye dokundum ve o an bir elektrik çarptı. O hoş bulmanın benim için cinsel bir boyutunun da olduğunu fark ettiğim ilk andır. Sonra o evine gitti, biz de arkadaşımın ailesinin evine döndük. 

Sabaha kadar uyuyamadım. Onu düşünüyorum. Hem kendimin farkına varıyorum hem çok şaşkınım; demek ki ben bir kadına da aşık olabilirim, demek ki ben bir kadını da arzulayabilirim. Sabaha kadar bunu düşünmüş ve çok heyecanlanmıştım. Çocukken cinsel yakınlaşmalar yaşamıştım ancak bilincinde olmadığım, kendi kendime söylemediğim bir şeydi bu o ana dek ve bana inanılmaz enerji verdiğini hatırlıyorum. Yirmi iki yaşındaydım.

Lezbiyen diye tanımlamaya başladım kendimi ama aslında biseksüeldim

Kadınlardan da hoşlandığımı artık biliyordum ve kadın kadına ilişkiyi idealize ediyordum. Mükemmel bir şey olacak diye düşünüyordum. Özellikle dayanışma söz konusu olduğunda ideal bir beraberlik canlanıyordu gözümde. Bir işgal sürecinde okulun bütün muhalif bileşenleri bir aradaydı ve o dönemde bir doğum günü vesilesiyle lubunyalarla tanıştım. Birine aşık oldum. Ben ondan hoşlanıyorum, o benden hoşlanıyor, belli. Bir akşam hep beraber Nexus diye bir bara gitmiştik. Arkadaşlarım biliyorlar benim bir hayli hoşlandığımı. Bir şekilde onlar bizi birbirimize doğru itekliyorlar. Sonra ben sigara içmeye çıktığımda o da yanıma geldi. Hemen barın yanında da bir ganyan bayii ve adamlar var. Neyse, biz orada öpüşmeye başladık. Çok sarhoşuz, kafamız acayip güzel ama mahallede vukuat çıkacak. Arkadaşlarımız endişelendikleri için etten duvar örmüştü. Yirmi sekiz yaşındayım o zaman, bu ilk lezbiyen ilişkimdi. 

Açıldıktan sonra benim için kutlanan bir şey oldu “lezbiyenim” demek. Aslında biseksüeldim ya da panseksüel, neyse. Lezbiyen diye tanımlamaya başladım kendimi ve böyle gurur duyduğum bir şeye dönüştü. O süreç çok güzeldi. Bütün arkadaşlarımdan destek gördüm; mutlu olduğumu gördükleri için desteklediler. 

Canımı sıkacak, güvenmediğim insanlara açılmıyorum

Aileme açık değilim, açılmayı düşünmüyorum. Çalıştığım yerde iş arkadaşlarıma açığım. Mahallede, tanıdığım ve canımı sıkacak bir tepki vermeyeceğini tahmin ettiğim insanlara açılıyorum. Güvenmediklerime açılmak istemiyorum çünkü o konuda kendimi çok güçlü hissetmiyorum. Şöyle diyeyim, biraz korkuyorum. Yani beni anlamayacak insanlarla o karşılaşmayı yaşama ihtimali bana şu an çok karanlık geliyor. Orada aktivist bir refleksim olmuyor. Bunun sebebi de ailem aslında. Ailem bayağı tutucudur. Onlarla bırakın lezbiyenliği, bir sürü meselede zaten çok fazla çatışma yaşıyorum. Bu benim hayatımı bir dönem çok olumsuz etkiledi. O deneyim beni kendimi koruma odaklı davranmaya sevk etti.

Açıldıktan sonra açılmadığım kişilerle ilişkim değişti. Hayatımı onlarla daha az paylaşmaya başladım ve onlardan uzaklaştım. Seyrelen bir sürü arkadaşlık ilişkim oldu. Ailemle de daha az şey paylaşmaya başladım. Bu sadece lezbiyenlikle değil kadın olmakla da alakalı aslında. Zaten muhafazakar bir ailenin çocuğu olduğum için, çok küçük yaşlardan itibaren, onları hep belli bir sınırın ötesinde tutma gibi bir refleksim oluşmuş. Hayatımın önce belki yüzde ellisiydi, şimdi yüzde doksanını onlarla paylaşmıyorum artık. Ancak sevdiğim insanlar bunlar, onlara açık olabilmeyi, sevgililerimi tanıştırabilmeyi isterdim. Sapık, “namussuz” gibi yaftalamasınlar ve beni sevmeye devam etsinler isterdim. Ailem de değişsin isterdim. 

Eşit ilişkilenmeyi öğrenmeye gönüllü olduğumuz bir dünya 

Ütopyamda, hayatta herkes kim olmak istiyorsa, ne yapmak istiyorsa, kendini nasıl var etmek istiyorsa öyle yaşasın. Benim için mesela ne bu? Anlam dünyamı biraz daha genişletmek. Varoluş üzerine her geçen gün biraz daha fazla şey kavradığımı hissetmek falan. Herkes kendini dünyada nasıl hayal ediyorsa, ne yapmak istiyorsa bunun için yeterli imkana sahip olsun ki başkalarıyla kurdukları ilişkilerde rekabet duygusunun merkezde olmadığı, karşılıklı paylaşmanın esas olduğu, ilişkilerin daha üretken hale geldiği bir dünyada yaşayabilelim. Sadece kendimize odaklanmayalım, etrafımızı görelim, dünyayla da ilişkili olalım. Eşit ilişkilenmeyi öğrenelim isterdim. Hepimiz bunu öğrenmeye çalışmaya gönüllü olalım. 

Sadece kendi güvenli çevrelerimizde değil kurumsal dünyada da cinsiyet ayrımı yok. İsteyenler sevişiyor parklarda, bahçelerde. İstanbul’da denize girebiliyoruz, çıplak. Gece korkmadan yürüyebiliyoruz yalnız başımıza. Tedirgin olmadan. Sınırlarımıza saygı gösteriliyor. 

Sokaklarda öldürülme, dayak yeme tehlikesi olmadan öpüşebilmek, el ele tutuşabilmek isterdim. Bağırabilmek. İstediğimiz zaman yürüyebilelim, toplanabilelim, hele bugünlerde yani. Sokaklar bizim olsun. Sokaklarda lezbiyenliğimle de biseksüelliğimle de, olduğum gibi görünür olabilmek, kabul görmek isterdim. Ben de bifobik bir dönemden geçtim bence, hâlâ da belki biraz öyleyimdir. Bir erkekten hoşlandığımda suçluluk duyduğum oldu.

Erkekler! Erkekler değişsin çok isterdim gerçekten. Hayatımdan hırt, sinirimi bozacak bir şey söyleyecek erkekleri uzakta tutmaya çalışıyorum. Böyle, o küçük şeyler var ya, senin sözünü keser, hissedersin alttan alta her zaman değersizleştirir, ne yapıyorsan, ne söylüyorsan, görmezden gelir, bunların hepsi değişsin. Eylemlerini, sözlerini hiç sorgulamadan norm kabul eden adamların silkelenmesini isterdim. Kadınların daha güçlü hissetmesini, kendilerini daha iyi korumalarını isterdim.

Hakikaten ifade özgürlüğünün olduğu mecralar var, savaş çığırtkanlığı yok, faşizm pompalanmasın, tekelleşmesin medya. Ana akım medyadan malzemelere maruz kalarak kendimizi bir çeşit distopyanın içindeymiş gibi hissetmeyelim.

Kadınlar kendi deneyimlerini daha çok anlatsın, kadın deneyimleri iyice çoğalsın isterdim. Özellikle Türkiye’den dili iyi kullanan, dertlerini dile getiren bunu yazma biçimleriyle de şahlandıran çok iyi kadın yazarlar çıksın; çıkıyor zaten, daha da çoğalsın. Kadın kadına aşk anlatılsın, görünür hale gelsin. Biseksüel örgütlenme nasıl olabilir? Biseksüellik deneyimi nasıl siyasi bir söz üretebilir? Bu konularda kafam karışık, hepimizin kafasını açabilecek metinler, filmler, şarkılar üretilsin. Heteroseksüel olduğum farzedilmesin.

İş tanımları yapılırken cinsiyet ayrımına göre tanımlar yapılmasın. Rekabet yerine ortak çalışmanın ve birlikte üretmenin teşvik edildiği işyerleri olsun her yerde. Kadınlar erkeklerle aynı işi yapıp daha az maaş almasın. İşyerlerinde cinsiyet eşitliğine dair eğitimler verilsin. Homofobiyle ilgili de farkındalık çalışmaları yapılsın. Hem işyerlerinde hem okullarda.

Sevdiğimiz işlerde çalışıyoruz, sevdiğimiz işlerle hayatımızı kazanıyoruz. Bunu yaparken kafayı yemiyoruz. Kendimizi sürekli bir performans testinden geçirip sürekli yetersiz hissetmiyoruz. Böyle manyakça bir mükemmelliyetçiliğin içinde yorulmuyoruz. 

Sevmeyi bilmiyoruz, sevmeyi öğrenelim

Ütopyamda aile ataerkil, erkek çocuklarının daha kıymetli olduğu bir ortam değil. Herkesin birbirini dinlemeye, anlamaya gönüllü olduğu bir topluluk. Redler, yargılamalar ve ithamlarla şekillenmeyen ilişki ağlarıyla örülü bir aile olsun. İçinde olduğum gibi var olabildiğim, kendimi olduğum gibi ortaya koyabildiğim bir aile. Arkadaşlarımla yani kendi kurduğum alternatif ailemle iyi ilişkileri olan bir biyolojik aile isterdim.

Çocuk bakımı eşit paylaşılıyor. Yani kadınlar, erkekler, analar, babalar, kardeşler, teyzeler, halalar kim varsa; yapılması gereken her şey anneden beklenmiyor. Çocuk, toplumsal cinsiyeti biyolojik cinsiyetine indirgenip ona göre yetiştirilmiyor. Okul da çocuğun alternatif eğitimlere ulaşabildiği, gerçekten dayanışmayı öğrendiği, enerjisi yüksek ve umutla yetişeceği bir ortam olsun. 

Herkes birbirini sevebilir, herkes birbirine aşık olabilir. Homofobik birine aşık olabilirim örneğin. Sevgi, ilişki, aşk, biraz da aslında gerçekten birbirimizden öğrenmek, birbirimizi belki daha iyi insanlar yapabilmek demek olmalı bir parça. O yüzden ilişkiler kimin kimi seviyor olduğu yargılanmadan, yaftalanmadan yaşansın. Lezbiyen bir aşk yaşarken onu kafamda idealize etmiştim, şimdi etmiyorum. Bazen kendi küçük gruplarımızda, kendi normlarımızı da yaratıyoruz ya; bunlar başımıza bela olmasın, bizi zayıflatan şeyler olmasın isterdim. İlişkilerde, kıskanıyorsak eğer, yani üçüncü dördüncü kişileri, bu olumsuz duygular yıkıcı bir şekilde yaşanmasın, karşılıklı sağlıklı diyalog kurularak yatıştırılsın. Bir şekilde herkes hem arzusunun peşinden gidebilsin hem de kendini kötü, terk edilmiş hissetmeden, içinde varolabileceği, sağlıklı ilişkiler kurabilsin. İlişkileri bitirme biçimlerimiz de daha sağlıklı olsun. Birbirimizin sınırlarına saygı göstermeyi öğrenelim. Sevmeyi bilmediğimizi düşünüyorum. Sevmeyi öğrenelim…

Ütopyama yaklaşmak için daha çok yazabilirim, üretebilirim, düşüncelerimi daha çok insanla paylaşabilirim. Şimdi bunu bir parça öğrencilerimle yapabiliyorum. Eylem yaptığımız zaman, bülten çıkardığımız zaman ya da şimdi zaten kolektif bir şekilde hayallerimizi paylaşıyoruz. 

  • Bu yazının görsel çizimi kittiesarewild tarafından yapılmıştır ❤

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: