Yupik

Adım Yupik, otuz üç yaşındayım. Bir lojistik firmasında çalışıyorum. Ailem bayağı muhafazakar sayılır. Mukafazakardan kastım, biraz ılımlı islamcı sularda dolaşanlardan. Bir erkek kardeşim var. 

30’lu yaşlarıma kadar savruldum

Hayatımdaki en önemli gelişme yatılı okumaktı. Lisede dört sene yatılı okudum. Orada kendimi daha iyi hissettim çünkü ailemden uzak ve kendi kendimleydim. Ailemden çok etkilendiğim için, beni üzdükleri için; sadece özgürlüğümü engelleme açısından değil, başka kırdıkları noktalar da vardı; babam terk etti mesela… Böyle şeylerin üzerine yatılı okul sağalttı beni. Tabii çok da kopmadım, bir sürü mektubum var annemlere “sizi çok özledim” diyen.

Yatılı okulda bir kıza aşıktım; onu hatırlıyorum ama erkeklere de aşık oluyordum. Üniversite yıllarında bazı yakın arkadaşlarım, “ben eşcinsel olabilirim” dediğim için benden uzaklaşmıştı. O zaman daha kendime de açık değildim.

30’lu yaşlarıma kadar savruldum ama şu aralar bayağı oturaklıyım. Ailemden ayrılmak için dirayetli bir şekilde uğraşmam gerekti. Onlar ayrı eve çıkmamı istemiyorlardı. Yatılı okumama rağmen “evlenmeden evden çıkılmaz” mevzuları vardı. “Ben çocuk istemiyorum, evlenmeyeceğim” falan diyerek onları bir şekilde ikna ettim; artık evliliğin lafı edilmiyor, kendi evime de çıkabildim. Dört senedir beraber olduğum bir partnerim var. 

Kişinin ruhuna ve zihnine aşık olurum

Cinsel yönelimim veya kimliğim ile ilgili net bir cevabım yok aslında ama “illa bir şey söylemen lazım” deseler sanırım biseksüel derdim. Ya da, şu hani zihnine aşık olma olgusu var ya, “cinsiyeti ile ilgilenmem ama bir kişinin ruhuna ve zihnine aşık olurum” derdim. Kendimi tanımlamayı istemiyorum aslında. Her an değişebilirim; “ben böyleyim,” “kesin buyum” diyemiyorum. İlerde ne olacağımı bilmiyorum çünkü.

Mistik aidiyetlerim var. İslam konusunda çok düşündüm. Sonradan meditasyon, Uzakdoğu felsefesi mevzularına kafayı taktım. En sonunda düşündüm ve dedim ki, benim yukarıyla bir alakam olmalı. Materyalist değilim. Tabii bir ortamda kendimi ifade etme olanağım yoksa orda mistisizmi falan karıştırmam, “aa böyle diyorsun ama ruh falan” demem yani. Ama içimde hissettiğim şey, belli ibadet biçimleri var. Kendini rahatlatma değil de bir şeye güvenmek gibi… 

O gece “gel” deseydi gidecektim

Lezbiyen kelimesini ilk defa üniversitede duydum herhalde. İlk Sylvia Plath’la, Virgina Woolf’le duymuş olabilirim, edebiyat okuduğum için. Belki lisede de duydum ama kafama takmadım, geçtim. İlk duyduğumda muhtemelen “ben kesin olabilirim” demişimdir. 

Daha bilinçlendiğim zamanlarda, ben nasıl bir kadına yaklaşacağım diye merak ediyordum. Bir şirket etkinliğinde şirketten olmayan bir kız bana yanaştı. Önce kızın peşinden gitmedim. Sonra gittim. O an kendime “ben bunu yapabilirim” dediğim andı. Kadının telefon numarasını aldım, sonra aradım; bir şey çıkmadı tabii. Bu ilkti, 24 yaşındaydım galiba. Bundan seneler sonra gerçekten cesaret edip bir kadına açılabildim. Çoğu arkadaşım, “Senin cinsellikle işin olmaz,” diyordu. Kafam çok başka yerlerdeydi; cinsel çekim hissedemiyordum. 

Kadınlarla ilgili ‘’olabilir’’den, ‘’olur’’a geçmem kademe kademe oldu. Önce eşcinsellikle ilgili bir şeyler okudum. Sonra, yakın bir arkadaşım beni bir gece sarhoşken dudağımdan öptü; bu da kademelerden biriydi bence. Sonraki kademelerde kendimi hayal kurarken yakalıyordum. Beraber olma ihtimalimin olduğu kadınlarla, o kadına açılsam ne olacağını hayal ediyordum. 

Bir gün, gittiğim bir meditasyon kursunda hoca bize, “Şimdiye kadar cesaret edemeyeceğiniz, kendinize çok zor gelen bir şeyi yapın,” dedi. O gece, “benim yapmam gereken şey, artık bir kadınla beraber olmak” dedim. Ve bunu en basit yöntemiyle, “asla yapmam” dediğim yöntemle yaptım. İnternete girdim birini bulmak için; bir şekilde karşıma çıkar diye düşünüyordum. Baktım yine olmuyor,  yapabileceğim en çılgınca şeyi yaptım. Bir kadınlar partisi vardı ve beni çağırdılar. İçildi ve herkes kendi müziğini seçip striptiz yapacaktı. Herkes kendi müziğini seçip soyundu ve ben de yaptım, utanmama rağmen. Kadınların hoşuna gitmek nasıl bir şey, o an anladım; vücudumu izlediler, hoşlandılar. Bir tanesi iltifat etti. Oradaki kadınlardan biriyle biraz daha devam ettik o gece. O kadın bana “gel” deseydi gidecektim, çok yakın hissettim kendimi, hatta aynı evde kaldık ama sanırım o kadınlarla ilişki kurmuyordu. 

Arkadaşlarım düşünme biçimlerini değiştiriyor çünkü ben onların hayatındayım

İlişkim başladığında yakın arkadaşlarıma hemen söylemedim çünkü kendimden emin olmak istiyordum. “Yanlış mı yapıyorum, acaba erkeklerden mi hoşlanıyorum,” diye düşünüyordum. Sadece bir taraftan hoşlanmak zorunda olmadığımı sonra anladım. Sonunda arkadaşlarıma söyleyince müthiş bir rahatlama hissettim. Bir de, hangisine söylesem o da dönüşmeye başlıyordu. O da eşcinsel oluyor anlamında değil; düşünme biçimini değiştiriyordu çünkü ben onun hayatındayım.

Arkadaşlarım dışında bir kuzenime açıldım. Açıldıktan 5-6 ay sonra  bir e-posta attı bana: “Ya Yupik, benim de böyle bir ilişkim var…” Bayağı sonra kardeşime de açıldım. “Seni destekleyemem,” gibi bir şey söyledi. Küsmedi ama afalladı;  “Eşcinsel olduğunu düşünmemiştim, hiç şüphelenmemiştim,” dedi. Kardeşimle çok sıkı fıkı değildik. Anneme açılmam ise şöyle oldu; odamda eşcinsellikle ilgili okuduğum bazı metinler bulmuş. Açılmaya çalıştım ama sinir krizi geçirdi, ağladı. Kıvırmam için bana resmen baskı yaptı. “Öyle değil, değil mi?”, “Yanlış anladım ben, değil mi?” gibi. Ben de konuyu bir şekilde işte, “Edebiyat projesi, ben bir şeyler yapmaya çalışıyorum,” diye çevirdim. Ondan sonra da, “Ama neden olmasın, ben biseksüel de olabilirim anne, yani kendi cinsimle de beraber olabilirim. Neden kadınlarla da beraber olmayayım ki?” dedim. Bu konu bir daha hiç açılmadı. Böyle gizli bir anlaşma var gibi aramızda; sanki ben ona söylemediğim sürece o az üzülecek ama aslında içten içe de bilecek. 

Bir iş arkadaşıma açıldığımda da çok rahatlamıştım. O insanla aranda kocaman bir duvarı kaldırıyormuşsun gibi oluyor. Açılmadan önce sürekli, “her şey eskisi gibi devam edecek mi, beni hayatında istemeye devam edecek mi,” diye düşündüm. Olumsuz bir tepki vermesini haksız buluyorum ama bu bana çok yüksek bir ihtimal gibi geliyor. Bir de işyerinde, o insanlarla 8 saatini beraber geçirdiğin için bazı tesadüfler oluyor. Mesela biri iki erkeğin beraber olduğu bir klip izletiyor; “Baksana Yupik, ne kadar tatlılar” falan diyor. “Biliyor mu acaba,” diye düşünüyorum. Geçen gün bir hocam zürafa resmi gösterip “Yupik, bak bu da senin arkadaşın. Eskiden lezbiyenler için ‘zürafa’* lakabı kullanılıyormuş,” dedi.

Yıllar içinde lezbiyen kelimesinin çağrışımı değişti tabii. Türkiye’de eşcinseller daha görünür oldu. Filmler, lezbiyen diziler izledim; teoriden ibaret kalmadı. Sanırım  eşcinselliğin yorumsuz kalmasına gayret ettim kafamda. Özellikle ilişkim başladıktan sonra eşcinsellik, cinsellik nedir, insanların bana nasıl bakmasını sağlamalıyım, ben onlara nasıl bakmalıyım; bunları düşünmeye başladım. Daha fazla okudum, seminerlere gittim. O zamana kadar lezbiyenlerin gizlendiğini ya da sadece geceleri barlarda takıldıklarını sanıyordum çünkü lezbiyen barlar falan vardı Taksim’de. Feministlerden de korkuyordum galiba. Tabii şimdi öyle düşünmüyorum. 

Kendin ol, ne yapmak istiyorsan onu yap 

Kafamdaki ütopyada aynı şey döner durur. Sokağa çıktığımda sevgilimi öpebildiğim bir yerdeyim ve bundan mahcubiyet duymuyorum. Kimseyi rahatsız etmediğime emin olduğum bir yerdeyim. Elini tuttuğumda hiçbir şekilde rahatsızlık duymadığım, insanlar nasıl bakar diye düşünmediğim bir yerdeyim. Partnerime de söylüyorum, bu benim özgürlük tanımım oldu artık. Mesela ev sahibine bile açılabildiğim bir yer. Ev sahibin çok uzaktır ya sana. 

Aslında normalleşme değil; insanların iyileşmesini istiyorum. Varsın heteroseksüel bir dünyada yaşayayım ama insanlar açık olsun. Düşünüyorum, benim amacım “dünyada daha çok lezbiyen” olsun mu? Yani elimde sihirli bir değnek olsaydı birçok insanı lezbiyen mi yapardım ya da lezbiyen olduklarını açığa çıkarmalarını mı sağlardım? Hayır. Heteroseksüel bir ilişkide mutlu olmayan kadınlara başka bir ihtimal olduğunu söyleyebilirim ama. Kökünden bağlı hissediyorlar ya da kendilerini ifade etme konusunda inatçı değiller çünkü. Elimde sihirli bir değnek olsa insanlara kendi olma inancını gösteririm: “Kendin ol, ne yapmak istiyorsan onu yap.”

Toplumsal değil de daha bireysel hayaller kurabiliyorum. Hayal ettiğim dünyada insanlar kendi içlerindeki barışı sağlamışlar. Yani insanlar kendi içlerinde barışı yaşıyorsa, kendilerini rahatça ifade edebiliyorlarsa ve birbirlerine gülümseyebiliyorlarsa, birbirlerine tahammül edebiliyorlarsa, zaten her şey hallolur gibi geliyor bana.

Çocuklar pride nedir bilsin  

Daha büyük ütopyam Kadınlar Ülkesi, ben kadınların arasındayım. Ve barış içinde yaşıyoruz. Doğayla uyumluyuz, hayvanlarla uyumluyuz, bitkilerle uyumluyuz. Dünyada olması da şart değil.

Dünyaya dönelim diyorsak bilhassa çocuk kitaplarında çok  değişiklik olur. Öğretmenler de değişirse çocukların o kitapları okumasına müsaade edecek eğitim sistemi de olur. Çünkü o kitapların tek başına olması da yeterli değil, çocukların onları okuyabilmesi için. Bu kitaplar kadın kadına ilişkilerin mümkün olduğu, belki benim gibi insanların süreçlerinin, komplike ama basit hayatların anlatıldığı romanlar, öyküler… İnterseksler de işlensin kitaplarda, böyle bir şeyin de mümkün olduğu işlensin, fen bilgisi öğretmenleri tarafından. Ve tabi çocukları karınlarındayken, erkek mi kız mı merak eden annelerle dolu olmayan bir dünya. 

Herkesin istediği işi yapabildiği bir dünya… Marangoz bir kadın, taşımacılık yapan bir kadın. İnsanların vücutlarıyla barışık olduğunu gösteren fotoğraflar ve resimler olabilir gazetelerde mesela. Sanat eseri olarak, Sabah gazetesinin ilk sayfasında bir erkekle bir erkek yan yana. Mesela pride günleri bayram havasında geçsin; çocuklar da gelsin oraya ve çocuklar pride nedir bilsin.

Bu çocuklar çok uğraştı kendileri olmak için

İnsanlar, tek başına sıkılmıyor, oturuyor ya da duruyor. Ya da yürürken, anlıyorsun, o insan sıkılmıyor, kendisiyle barışık. Böyle insanların daha çok olmasını isterdim. Yani hayatın akışına kendini kaptırmış ve kendini oradan oraya koşturmak zorunda hissetmeyen insanlar… 

İçimde böyle aile istemeyen bir kadın var benim. Kıstırılmış bir aile yaşamı istemiyorum. Kadınlar, erkekler arasında kendilerini çok rahat hissetsin. Kadınlar gülsünler bir de. Mesela kız çocukları, utanıp utanıp kenarlara saklanıyor olmasınlar, oğlan çocuklarıyla rahat oynayabilsinler. Benim aklıma erkekli kadınlı bir şey geliyor; tabii ki transeksüel, eşcinsel olanlar da var. Tek kıstasım insanların, hayvanların, doğanın kendini özgür hissetmesi…

Erkek olarak doğmuş biri daha hassas olabilsin. Küçük, narin işlerle uğraşıp bundan utanmadan mutlu olabilen erkekler, mesela yün kazak ördükleri için diğer erkekler tarafından dışlanmasınlar. Kadınlar yüzlerinde makyaj olmadığı ya da bıyıklarını almadıklarığı için sorgulanmasınlar. Kimse kimseye belirli roller dayatmayacak. Her insanın yeri geldiği zaman kırılgan, yeri geldiği zaman çok güçlü olabileceği bir dünya burası… 

İş yerine gelelim. Üst birimindeki insanlar senin eşcinsel olduğunu bilse ya da çalışma arkadaşların senin partnerini tanısa, senin nasıl bir hayat sürdüğünü bilse… Sen de “Evde tek başıma yaşıyorum,” demek zorunda kalmasan…

Herkes üretsin, üretecek vakitleri olsun. Çocuk dışında üretimler ama. O zaman zaten paraya gerek kalmaz, takas usulü devam ederiz. Birisi sana para kazanacak diye “hoş geldin” demiyor, sen de orada sevgiden ötürü varsın; o insan, insanları konuk etmekten hoşlandığı için oradasın. 

Devletler olmasın. Sınırlar olmasın. Otostop çoğalsın. İnsanlar otostop çekerken korkmasın. Gerçi benim ütopyamda insanlar bir yere yürüyerek de gidebilir. Türkiye’nin yeşil, güzel herhangi bir yerinde, bir kadın tek başına kamp yapabilsin korkmadan. Sadece ayılardan ve tilkilerden korksun, korkacaksa. 

Melek inancım var. Kadın erkek farketmez, heteroseksüel olmayan herkesin bir şekilde meleklikle alakalı ve masum olduğunu düşünüyorum. Biraz daha hayal etsem öyle göründüğüm bir dünya isteyebilirim. Tabii ki diğerleri günahkar olarak görünmesin. Eşcinseller olarak şu an bir savaş veriyoruz ve sanki bu, onun bir mükafatı olabilirmiş gibi geliyor bazen. Çünkü bu çocuklar çok uğraştı kendileri olmak için, başka bir şey için değil.

  • Editör notu: Zürafa kelimesi; özellikle edebi metinlerde, romanlarda; hamam kültürü, çıplaklık, boynu açıklık ve uzun dile sahip olmak gibi imaları taşıyarak eşcinsel kadınlar için kullanılan argo tabir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: