Mecren

Ben Mecren. İstanbul’dayım, üniversitede fizik okuyorum.

Üzerimde taşımak istediğim bir kimlik yok

Kendimi biseksüel olarak tanımlayabilirim. Üzerimde taşımak istediğim bir kimlik yok. Veganım. Ona da yeni başladım zaten. Hayvanları seviyorum, bitkileri seviyorum. Böyle bir insanım…

Lezbiyen, biseksüel kelimelerini ilk defa ortaokulda, hatta Katy Perry’nin “I kissed a girl” şarkısı sayesinde öğrenmiştim. Çok bir şey ifade etmemişti. Sonra ne zaman bir kadını beğenip öptüm ve “Bu öyle alelade bir şey değil,” diye düşünmeye başladım, bilmiyorum. Çok da açıklayamıyorum. Bir ara çok daha politik çağrışımlar yapmaya başlamıştı lezbiyenlik ve biseksüellik. LGBT hareketi, Onur Yürüyüşleri gibi şeylerden kaynaklı… Bir süre sonra cinsel istek, kimlik ya da işte varoluş olarak pek bir şey ifade etmemeye başladı.

Lisedeki arkadaş çevrem çok umursamaz böyle şeyleri, ben de bu arkadaş çevremle paylaştım. O  çevreden biriyle yakınlaşmıştım. Şimdi de çok yakın arkadaşız. O zamanlar, “Acaba biz birbirimizi çok mu seviyoruz, acaba o yüzden mi yapıyoruz bunu?” diye düşünüyorduk. İşte onu çok bilememiştik ikimiz de. Çok da sorgulamadım ve bir süre devam ettik. Aslında diğer arkadaşlara söylememiştik. Mesela bara gizli gidiyorduk. Kalabalık içindeyken tuvalete gidiyorduk. O çevreden insanların hala bildiğini sanmıyorum. 

Kimseye söyleme: Sana orospu derler

Bir sevgilim vardı, kadın. Onunla birbirimize bile tam açılmamıştık. “Biz birbirimizi seviyoruz” falan deyip konunun üstünü örtüyorduk. El ele falan geziyorduk, tam bir sevgili, ciciş haldeydik ama bunun üstüne konuşmuyorduk. Bir de o zaman ergenim, aileye karşı büyük bir öfke de var, o gazla aileme açıldım. O dönemde bizim gey olan bir aile yakınımız vardı. Babamın buna verdiği tepkiyi görüyor ve sinirleniyordum. Onun karşısında bir şey yapmıyorlar ama evde “O da biliyorsun şey yaa, işte o da şöyle” falan diye bahsediyorlardı.  Açılmaktan çok onları rahatsız etmek istedim. Biliyordum çünkü rahatsız olacaklarını. Gittim salona ve “Biseksüelim, şimdi de bir sevgilim var;  öyle, bilin istedim,” dedim ve odama döndüm. Ondan sonra yaklaşık bir yıl boyunca babam sürekli bana bunun normal olmadığına dair yazılar bulup gönderdi. Annem “Ben senin yanındayım ama kendine dikkat et, dışlanabilirsin,’’ dedi. Sağ olsun. Babam da “Dışlanacaksın, kimseye söyleme. Sana orospu derler,” gibi şeyler söyledi. Şu an hiç böyle şeyler olmamış gibi hayatımıza devam ediyoruz. Annem eskiden sorardı “Kız mı, erkek mi?’’ falan diye. Artık sormuyor. Bazen “Bize hiçbir şey anlatmıyorsun,” diyor annem. “Anne ne diyeyim, Ayşe diye sevgilim var mı diyeyim,” diye kızıyorum. O da “Evet, şimdi öyle deyince de, baban…” diyor, konuşmuyoruz, üstü kapanıyor.  Babam konusunda ben de kendimi sorgulamıştım, “Acaba  babama öfkelendiğim için mi böyle ?” diye. Direkt Freudcu yaklaşan bir yerden. “Benim babamla sorunlarım mı var acaba?” falan.

Üniversitede bir kadından hoşlanıyordum. Söyledim. “Nasıl oluyor da kadınlardan hoşlanabiliyorsun?” dedi. Ama kötü karşılamadı. Normal arkadaşıma gidiyorum, yatacağız, tek yatak var,  beraber uyuyacağız. “Of,” diyor, “iyi ki böyle biseksüel, lezbiyen falan değilsin, olsan ben şimdi onlara karşı kötü fikrim yok ama huzursuz olurdum.” İşte ondan da çekiniyorum, söyleyemiyorum. Sonra “Seninle o kadar birlikte uyuduk…” diyor.  

En uyuz olduğum şey biseksüelliğimin objeleştirilmesi

Açık kimlikli başka biriyle tanışıklığım olmadı. LGBT topluluklarına vs. gitmeye biraz çekiniyorum. İnsanlar çok şeyle yüzleşiyorlar, gerçekten kötü şeyler yaşayanlar da olabilir aralarında. Bana çok pembe geliyor yaşadıklarım ve insanları kendimle yormak istemiyorum açıkçası. Tabii ailemin, çevremin yaklaşımı farklı olabilirdi ama… Bilmiyorum. Aslında babamın yolladığı yazılara denyoluk deyip kenara attım ama bir yerde de uzun bir süre boyunca bundan kimseye bahsetmedim, “Ben biseksüelim” demedim. Çünkü hakikaten korktum insanların tepkisinden. 

Erkeklerle tanıştığım zaman en uyuz olduğum şey, böyle biseksüelliğinden bahsettiğin zaman bunu gereksiz bir objeleştirip “Mm, kadınlarla mı? Çok seksi” falan… Ulan, geri zekâlı! Şimdi gitsem “Başka erkekle şöyle yatıyorum, böyle yatıyorum” desem kıskançlıktan öleceksin.

Fakat bana en güzel şeyi yaşatan ilk sevdiğim, ilk seviştiğim çocuktu. Küçüğüz de, 15 yaşımızda falanız. O sıralar bir kadından çok hoşlanıyordum ama hiç alakamız yoktu ve o çocukla sevişirken çocuk dedi ki, “Gözünü kapat ve onunla olduğunu hayal et.” Dedim, “Böyle bir şeye gerek yok, senden böyle bir şey beklemiyorum.” Şimdi düşününce baya fantezi gibiymiş ama o zaman çok etkilenmiştim.

İlişkinin yıkıcı bir yanı olmamasını isterdim

İnsanlar seni kafalarında bir karaktere çeviriyorlar. Çok kez yaşadım bunu:  “Sen benim aklımdaki Mecren değilsin.”  Ben nasıl ben olmuyorum, beni benden nasıl dışlarsın! Mesela bunun olmadığı bir dünyada yaşamak isterdim. Beni iğrençliğimle de kabul et, onunla da kabul et, bununla da kabul et. Cinsellik veya sevgililik olayının, bir ilişkinin yıkıcı bir yanı olmamasını isterdim. Diyelim bir arkadaşınla seviştin, sonra bitecek; bu mesele olmayacak, uzamayacak. Ya da sevişmenin sadece gerçekten güzel, haz veren, salgılatan bir eylem olduğunu kabul etmek; bunun illa mükemmel bir ilişki için yapılması gerekmediğini bilmek.

Dilde mesela özellikle kadın ve LGBTİ parçalayıcı küfürler var. Bir anda, o beden üzerinden ya da sevişmek üzerinden, “Seni sikerim” diye küfür ediyor, sevişmeyi bir anda parçalara ayırıyorsun. Sevişmenin yıkıcı bir şey olmaktan çıktığı bir düş’ü arzuluyorum. Böyle bir düş dünyasında bence aşk yine olurdu, ilişki olurdu. Ben yemek yapmayı, çiçek büyütmeyi seviyorum. Bir anaçlık da var içimde; bir şey yetiştireyim, ilgileneyim… Bunları düşlüyorum. 

Kaos GL’de yeni bir yazı dizisi vardı, “Ütopya” diye. Ben de düşündüm, benimki nasıl olurdu? “Transmetropolitan” diye çok güzel bir çizgi roman var. Orada insanlar Punkçı, Müslüman, Yahudi gibi kimliklere sahipler. Neoliberalizm böyle aşırı gelişmiş, herkes her şeyi olabiliyor. Artık uçlara çıkmış böyle hani o devlet mükemmel bir şekilde, devlet demeyeyim de, tahakküm o kadar esnek bir hale gelmiş ki bütün kimlikleri özgürlükmüşlercesine içine alabiliyor.  Ama bir açıdan da dökülüyor, korkunç bir toplum. 

İlişkilerin, cinsel yönelimlerin hiçbir kimliğin sorgulanmadan yaşandığı, hayvanların, insanların eşit olduğu, tüm her şeyin eşit olduğu… Bütün lezbiyen ve biseksüel kadınların kimliklerini ifade etmeleri gerekmeden her şeyin dilediğince yaşandığı bir dünya… Bu umudu taşımak o ütopyada yaşamaktan daha önemli. Çünkü sonuçta o ütopyada yaşadığın zamanda orada da bir ilerleme isteğin olacak. O umudun, ütopiğin de ütopiği olduğunu düşünüyorum.

Meslek deyince aklıma hep tembellik hakkı geliyor

Ütopik dünyamda çocuklar, aile, para, meslek ilişkileri nasıl olur kısmı aklımı çok karıştırıyor eski bir komünist olarak. Benim ütopyam çok daha bireysel bir şey olabilirdi. Bir yandan da, bir toplum gerekli midir insanın var olabilmesi için? Birazcık da gerekli sanki… Meslek deyince aklıma hep tembellik hakkı geliyor. Böyle bir ütopyada mesela, ben sabah kalkacağım, tarım yapacağım, yemek yiyeceğim, belki kitap okuyacağım, bir şey üretmek istediğim zaman üreteceğim. Ve herkes böyle ayrı ayrı olacak, en güzeli o. Çok bireyselci bir şey evet; çünkü bir insan atıyorum astronomiyi gerçekten sevebilir ya da elektronikçi olmak isteyebilir, elektrik mühendisi olmak isteyebilir, o onu yapar ondan sonra da takasla ihtiyacını karşılar… Aile çok zor ama… Mesela biriyle beraber yaşamaya başladın hatta çocuk yaptınız. Çocuk, sen ve partnerin, beraber yaşadığınız anda orada aile kurulur mu? Ailenin başlangıcı olması için o insanın kesinlikle bir toplum içinde yaşaması mı gerekir? Ailenin toplumun bir parçası olarak inşası mı gereklidir? “Üç birey olarak yaşayabilir miyim ben acaba” diye düşünüyorum. Ben, üç birey olarak yaşamak isterdim. 

Bireysel insan ilişkilerini daha az umursarsam gerçekleştirmek istediğim düş’e biraz daha yaklaşmış olabileceğimi düşünüyorum. Çünkü bazen bazı şeylere cevap yetiştirmek bile kendi düşündüğü şeyden uzaklaştırabiliyor insanı. 

Bir de bir şeyler üretsem kendimi daha mutlu hisseder ve ütopyama göz kırpmış olurum. Mesela  bir şeylere destek verebiliyor olsam veya farkındalık yaratabiliyor olsam, başka bir insanı dönüştürebiliyor olsam bu açıdan. Daha mutlu hissederdim. Biraz denedim örgütlenmeyi bir süre sonra ciddiyetten çok geyiğe falan dönüşüyor. O da benim galiba hayatımın biraz düzensiz olmasından. Evet, bir şeyler yapıyorum ama hiç motivasyonum yok, o biraz kötü.

  • Bu yazının görsel çizimi Bengisu tarafından yapılmıştır ❤

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: