Toprak

İsmim Toprak. İstanbul’da yaşıyorum, Galatasaray Üniversitesi’nde okuyorum. 

Biseksüel kelimesini geç öğrendim 

Cinsel yönelimimi dönem dönem farklı şekillerde isimlendirdim. Bir insanda hoşlandığım şey onun fiziksel özelliklerinden çok fiziğinin ötesinde bir şey oluyor. Genelde benzer profildeki insanlara yöneliyorum. Buna ‘kuir’ demek en kolayı, en kapsayıcısı; o yüzden kuir demek hoşuma gidiyor. 

Benim için net aidiyetler yok. Sadece kendimi yakın hissettiklerim var. Onlar da genel olarak tahakküm karşısında duran insan grupları. Mesela asla yakın hissetmediğim bir şey varsa o da genel olarak toplumu ayakta tutan her şey. Milliyet, din vs… Örgütlere de ait hissetmiyorum. Örgütlenmek gerektiğini düşünüyorum bir noktada ama örgütsüzüm, örgütlenmedim. Bir taraftan da içinde bulunduğum anda yapabileceğim bir şey varsa yakın hissettiğim herhangi bir grupla yapıyorum, mutlaka inisiyatif alıyorum. 

Biseksüel kelimesini yakın bir zamanda duyduğumu söyleyebilirim. Ben çok küçükken mahallede iki tane kız arkadaş oyun oynuyorlarmış. Aynı yatağa girmişler, soyunmuşlar. Annemin bunu kınadığını hatırlıyorum. Öpüşmüşler galiba, bundan ötürü bir lezbiyen çağrışımı olduğunu hatırlıyorum. Lezbiyen kelimesinin çağrışımı daha eski yani. Daha sonra, lezbiyen aşkı anlatan filmler izlediğimde, aklıma kadın kadına aşka ve sevgiye dair güzel düşünceler gelmeye başladı.

Kız arkadaşlarıma ekstra bir şeyler hissettiğim zamanlarda açık bir farkındalığım yoktu tabii. Diyelim sen benim yakın arkadaşımsın. Kızlar arkadaş olurlar zaten ama ben seni seçiyorum, hoşlandığım için. Arkadaşımsın sözde, senin sevgilin var, seni sevgilinden kıskanıyorum ve bunun neden olduğunu algılayamıyorum. O dönemde böyle hissettiğimi ve çok üzüldüğümü falan hatırlıyorum. Bir de hep kadın hocalara karşı bir ilgim vardı. Çok severdim ama aşırı severdim.

Annemin en büyük derdi saçlarımı uzatmamdı

Açılma deyince, en büyük sorun o olduğu için belki, aklıma hep aile geliyor ve hep geri adım atıyorum. Annemin bana karşı hareketlerinin bir tuhaf olduğunu görüyorum, bir şeylerimin bir tuhaf olduğunun farkında o da. “Bu kız da öyledir, delidir ne yapsa yeridir” gibi bir başlık altında düşünüyor bence beni. Hissettiğim şeyleri biraz yaşamıma uygulamaya başladığım zaman o farklılık zaten yakındakilere yansıyor ve o insanlar farklı şeyler düşünmeye başlıyor hemen benimle ilgili. 

Ağabeyim biliyor beni. Bir hetero “Ben heteroseksüelim” diye açıklamıyor ya, mesela ben de kendimi açıklama yapması gereken biri olarak görmüyorum. Lezbifem’in atölyesi vardı, yüzümün gözükmesi çok önemli değil ama yine de arkadan görünüyordum, öyle bir fotoğraftı. Kardeşim de Twitter’dan görüp annemle konuşmuş, bana onun ses kaydını gönderiyor. Anneme “Ablam var ya, HDP’lilerle takılıyor ya,” diyor. “Ee?” diyor annem. “Şimdi de işte lezbiyenlerle takılıyor” diyor. Annem “Lezbiyen ne demek?” diye soruyor ama lezbiyenin ne demek olduğunu bilmediğinden değil, sadece bilmiyormuş gibi yapıp inanmak istemiyor. Lezbiyeni bilmeyen yoktur yani. Ama annem soruyor, “Ne demek yani, lezbiyen?”, “Hani eşcinsel kadınlar var ya, onlar,” diyor kardeşim. Annem “Fotoğraf var mı? Göster,” diyor. “Yok,” diyor, “zaten saçını da kesmiş”. Annemin ilk tepkisi, “Aha sıfır.” Eve gittiğimde rahatsızmışım gibi davrandılar; “Rahatsızlığın ne,’’ dendi. Annemin en büyük derdi, benim saçımı uzatmamdı. Daha sonra bu ısrarından vazgeçti ama benim onlarla daha az vakit geçirmeme sebep oldu bu arada.

Varlığını yanlış, tehlikeli görenlerden uzaklaşıyorsun

Yaşadıklarımı paylaşabileceğim insanlarla konuşmak iyi hissettirdi. Çünkü senin varlığını yanlış gören ya da tehlikeli gören insanlarla bir noktada artık muhabbet edemeyeceğini anlıyorsun. Bir anda pek çok kişiyle karşılaşmak zor; olumlu ya da olumsuzdan ziyade zor hissettirdi. Zordu ama çok üzerine gitmemek o an, düşünmek ama kimseye belli etmemek sonra yavaş yavaş bu duygu, yönelim, tercih…. “Kimin bunda söz hakkı olabilir”i kendi içinde kurduktan sonra biraz daha kendine güven duyman, insanlarla tanışman, sosyalleşmen, sevişmen; işini daha da kolaylaştırıyor. Cinsel deneyimim de ilk kez üniversiteye gitmeye başladığım zaman, bir kadınla olmuştu. 

Bahsettiğim bu ‘zor’un karşısında dururken yani tahakküm karşısında nasıl durulacağını düşünürken dahi o tahakkümü hissetmemek isterdim. Öyle bir tahakküm ki, şu sokaktaki her şey, şu ev bile bir noktada seni bir şekilde bir şeye zorluyor, bir şey yapıyor. Bu sadece bir düşünceden mi ibaret, ondan emin olamıyorsun. Kendini kabullenme ve aslında bunun gerçekten çok normal bir şey olduğunu kabullenme süreci bu “emin olamamalar” yüzünden vakit alıyor ve kötü hissettiriyor tabii ki, zor hissettiriyor yani…

Benim ütopyamda evler yok

Bu yüzden benim ütopyamda evler yok. Evlerin bizi çok farklı profillere sokan bir yanı var. Barınma ihtiyacımız olmasın, çadıra da gerek yok. Böyle ne bileyim, zaten toprak çok rahattır yatak gibi… Kıyafet serbest, olmasa daha mantıklı ama sırf sadece aksesuar açısından ya da sadece şal filan… Mesela dil yok, kimse konuşmuyor ama herkes anlaşıyor. Çünkü konuştukça biraz tartışmaya başlıyoruz bu nedenle konuşmanın getirisinden çok götürüsünün olduğunu düşünüyorum. O getiriyi zaten duygularla hissedebileceğim bir ütopya istiyorum, o götürüyü de hiç hissetmeyeceğimiz… Primitivist* bir dünya yani ama öbür tarafı da var. Gayet böyle konser, müzik, sinema; bunların hepsini yapabileceğimiz, izleyebileceğimiz bir alan.

En ufak bir derecede bile bir temsiliyeti yok kimsenin çünkü herkes orada ve bir düzene gerek yok, herkes kafasına göre takılıyor. Tipler olarak, fiziksel olarak, ben senin yüzüne baktığım zaman senin ne olduğunu anlayamayacağım. Öyle insanlar var ya bayılıyorum mesela, deli cezbediyor beni. 

Böyle yemek ihtiyacın olmayacak ama atıyorum, bir meyve yiyebileceğiz tat duyusu niyetine. Parti gibi büyük bir eğlence olduğu zaman onlardan yiyebiliriz ve kesinlikle çok renkli olmalı. Tek tiplik zaten yok; fiziksel olarak insanların yüzüne baktığımızda güzellik aramıyoruz ama kimsenin kimseden altta kalır yanı da yok. Herkes, atıyorum, Uzak Doğulu biriyse çok güzel bir Uzak Doğulu. Güzelden kastım, yüz hatlarının toplumdaki normlara uymasından ziyade benim onu güzel bulmam. Aşk mevzusunda bu işe “yakınlık” demeyi istiyorum ütopyamda. Bir yandan çok efor sarf ettirmeyecek, cinsel organlarımız olsun olmasın, bundan ziyade o elektrik, o aradaki hissiyat belirleyici olsun.  

Büyüklüğünü kestiremediğimiz bir alanda yaşayalım. Plastik hiç kullanılmasın, sigara içilmesin. Uyuşturucu, kimyasal falan kesinlikle olmasın. Alkol de olmasın. Çünkü karşımızdaki kişi veya kişiler iletişim kurarkenki niyetimizi gerçekten tahmin edebilsin. Meslek kesinlikle yok. Okul falan filan, hiçbir şey yok zaten. Sanat var, üretim aracı olarak yaprak mı artık, ölen birinin vücudu mu, uzayan bir saçın kesilmesi mi, odun mu artık, o şekilde üretilen bir şey olur. Parayla kurulan bir ilişki de yok. 

Kendi adıma neyi değiştirirsem bu ütopyama yakılaşmış oldurdum dersem, direkt kamp yapmak tabii. Öyle bir alana gitmek beni çok daha yakınlaştıracaktır çünkü benim için çok yakın bir eylem.

  • İlkel insanlar arasında yaşamın çok daha iyi, dürüst ve etik olduğunu savunan akım (editörün notu)
  • Bu yazının görsel çizimi kittiesarewild tarafından yapılmıştır ❤

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: