Ayda

Yirmi beş yaşındayım. İstanbul’da doğup büyüdüm. Üniversiteyi bitirdim, üzerine yüksek lisans yaptım, şimdi çalışıyorum. Cinsel yönelimim konusunda kendimi tanımlamamayı tercih ediyorum. Mecbur kalsam “ibne” derim herhalde, gayri ciddi bir tanımlamayı tercih ederim. En güçlü aidiyetim, çatım LGBTİ olabilir. Çok aktivist olmamakla beraber günlük hayatımı etkileyen veya bana hareket etme gücü sağlayan şey temel olarak bu. Benimsediğim başka bir kimlik yok.

İçinde olduğum şeyin ne olduğunu bilmiyordum

Eşcinsel lafını ilk 7 yaşındayken duydum. Annemin çevresinde çok fazla eşcinsel erkek vardı. Sadece erkeklerle ilgili bir şey olduğunu düşünüyordum o zaman. Sonra televizyondan, izlediğim filmlerden veya pornolardan yavaş yavaş fark etmeye başladım. İlk önce sadece erkekler, sonra kadınların da eşcinsel olabileceğini, sonra da bunun hoş görülemez bir şey olduğunu fark ettim. Annemin tutumu da o kadar açık değildi; “onlar da öyle ama yazık” gibiydi… Hani öyle Cahil Periler gibi bir atmosferden bahsetmiyorum. Yine belirli bir önyargıya sahiptim yani. Sonrasında herhalde lise döneminde, Pazartesi Dergisi’nin kitaplığı falan, daha çok okuyarak kendi çabalarımla oldu o tanımı yerleştirmem, onunla mücadele etmem, ki hâlâ kendimle aynı mücadelenin içindeyim. O tanımı sabitlemek veya sabitlememek için. 

Kendimdeki duyguları keşfetmemin üç aşaması var. Bir, sezgisel olarak bir şeylerin olduğu; naif, çocuksu hep aklımda kalan bir dönem. İbnelik, lezbiyenlik, eşcinsellikle alakası olup olmadığını bilmiyorum; belki çok daha çocukça bir şey ilk karşılaşma anım. Annemin yanında çalışan bir hatun vardı, Mina Abla. Hiç unutmam, ilk kez eve geldiğinde giyiniyor, soyunuyordu odada. Ben onu gördüğüm zaman kapı biraz aralıktı, garip bir röntgenleme isteği duydum. Sonrasında onu gözlerken onun beni gördüğünü fark edip holde koşup düştüm ve düştüğümü de gördü. Yanıma gelmişti, “Utanmana gerek yok, biz kadınız ve birbirimize bakmamız önemli bir şey değil,” diye. Hâlâ bilmiyorum aslında orada ne olduğunu. İkincisi de ortaokulda en yakın arkadaşımdan hoşlanmam, orada olaylar biraz daha ciddi. Hâlâ içinde olduğum şeyin tam olarak ne olduğunu bilmiyordum. Bilinçli olarak bunun duygusal bir süreç olduğunu ilk o zaman kavramıştım. Onu istediğini biliyorsun, başkalarıyla farkını gözetiyorsun, çarpılıyorsun. Duygusal olarak önemli başka bir şey de oluyor; o kişi sırf senin gibi diye, lezbiyen diye ondan hoşlanıyormuş gibi de hissedebiliyorsun. Bunu da yaşadım. 

Bu yaşımda deneyimliyorum açılmayı

Ortaokulda ilk eşcinsel ilişkimi yaşadım. Garip bir şekilde benim için hayat hep çok kolay oldu. Küçük yaştan beri açık yaşadığım için hiçbir zaman “yakın çevreme açılacağım” huzursuzluğunu yaşamadım. Açılma konusu yeni bir mesele benim için. Daha önce uzun bir ilişkim vardı. O beş yıllık ilişkinin içerisinde “ben şöyleyim, ben böyleyim” , “ben saklamak isterim”, “ben göstermek isterim” gibi şahsi kararları düşünecek zamanım olmadı. Bunun bir mesele olduğunu fark etmemiştim. Yani akranlarımla öyle bir fark hissediyorum. Belki kültürel veya ailesel olarak öyle bir eşikte kalmadım, zaten açık insanlar yanımdaydı ama ilk kez şu anda sosyal ortamım değişiyor, daha profesyonel olmaya başlıyorum. Yani benim elimde olmayan bir şekilde ilerliyor bazı durumlar. Şu andaki ilişkimi bazen sakladığım oluyor. Ve özellikle son dönemde çok fazla acı çekiyorum bununla ilgili. Herkes sevgililerinden bahsederken ben konuyu değiştirmeye ya da orayı terk etmeye çalışıyorum, çünkü erkek arkadaşım var demek istemiyorum. Hani “sevgilim var” dersem fotoğrafını göster gibi muhabbetler oluyor, bunu yaşamamak için konuyu kapatıyorum veya oradan uzaklaşıyorum. 

Her toplantı, her parti birer nefes alma alanı

LGBTİ insanlarla yakınlaşmam daha çok eşcinsel erkek arkadaşlarla oldu. Mesela benim hâlâ lezbiyen bir kız arkadaşım yok; lezbiyenler arkadaş olamaz, bu bir kural. Şaka bir yana, LGBTİ oluşum yani bütün çatı oluşumların önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela hareket anlamında deneyimsiz olmama rağmen, eşcinsel partiler benim için çok önemlidir. İlk önce gidiyorsun, sonra sıkılıyorsun eleştirmeye başlıyorsun ve bir daha da gitmiyorsun gibi bir şey var, benim akranlarımdan gördüğüm. Ben o konuda hâlâ çok sadık olduğumu düşünüyorum. Her zaman bir partiye gitmek sadece bir partiye gitmek değil, bir toplantıya gitmek sadece toplantıya gitmek değil. Her bir toplantı, her bir saçma sapan parti bile bana bir kere daha yalnız olmadığımı hissettiriyor. İki ay önce İF’in Gökkuşağı Partisi’ne gittiğimde mesela, nefes alabildiğimi hissettim. 

Temsil edilmeyi çok önemli buluyorum. Lezbifem’in de çıkardığı “Queer İlişkilerde Duygusal Şiddet’’ fanzininin çok önemli ve üzerine az konuşulmuş olduğunu düşünüyorum. Keşke daha bilimsel olarak da araştırılsa. Genel olarak, ilişkilerde en sık gördüğüm şey duygusal manipülasyon. Queer ilişkilerde yaşanan manipülasyon ve şiddeti su yüzüne çıkarmak da sözlü tarih çalışması da çok önemli. Çünkü bir anlatı olmadığı için sürekli kırık dökük bir şeyler oluyor ve inanılmaz psikoloji bozucu bir hâl alabiliyor. Mesela heteronormatif dünyada, bir ilişkide sorun çıksa bile bu sorunu çözmek için çok belirli ve bana göre -çünkü kişiden kişiye değişir- çok rahatlatıcı adımlar var. Ev sahibi olmak, müthiş rahatlatıcı bir şey, çünkü iki insan onun için çalışıyor. Çocuk sahibi olmak, evlenmek, bilmem nereye tatile gitmek, bunlar çok rahatlatıcı ve yüzyıllardır bu anlatıyla yaşıyorlar ve müthiş bir konfor ama eşcinsel ilişkilerde böyle bir anlatı geleneği olmadığı için salındığımızı düşünüyorum. Çünkü  kolektif bir bellek yok ve çok daha zarar verilebilir bir noktada duruyorsun. Çünkü temsilin yok. Dolayısıyla ben en elzem konunun duygusal şiddet olduğunu düşünüyorum. Buna bifobi de dahil mesela, anlatı meselesi bu yüzden çok önemli. 

Başka bir nokta da görünür olmak. Çok tartışılan Athena’nın Ses Etme klibi işte mesela; translara yönelik şiddeti öyle gösterme, ana akım bir şeyin içine dahil etme fikrinin queer teoriye zarar verdiği ve onu normalleştirdiği fikrine kesinlikle katılmıyorum. Çünkü anlatı oluşturmaktan ve imajlardan bahsediyoruz, bence bu çok kıymetli. Görünür olmakla alakalı bir şey çünkü hetero-normlar göre göre oluyor. Bir şeyin oturması için onu daha fazla görmen lazım. Bu açıdan görünür olmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Muhalif de olabilirsin, ana akım içinde de olabilirsin. Rahmetli Boysan da o rengin bir parçası, ana akım biri de.

Ben tanınmak isteyen bir insanım

Evlilik meselesiyle ilgili ciddi olarak düşünüyorum. Sevdiğim kadınla evlenebilmeyi isterim, en basit haliyle. Tanınmak isteyen bir insanım. Bir vatandaşsam, vatandaşlık hakkım varsa bu vatandaşlık hakkımı istiyorum. Sevdiğim insana bir şey olduğunda veya bana bir şey olduğunda birbirimize sahip çıkma hakkının bana ve ona aynı şekilde tanınmasını istiyorum. Ben queer teorinin içinde yer alabilecek bir insan değilim belki ama gerçekten eşitlik ve çok basit yaşam haklarının olmasını istiyorum. Fiziksel olarak sokakta yürürken herkes gibi çok fazla otosansür uygulayan bir insanım. Artık bana zarar verdiğini düşünüyorum. Sürekli bir şey yapmak istiyorsun yapamıyorsun. Yapmak istediğin de elini tutmak, öpmek. 

Lezbiyenlik ciddiye alınmayan bir şey. Hiçbir karşılığı olmayan, erkek egemen bir bakış açısında hiçbir zaman tatmine ulaşılamayacak bir şey. Ancak çocukça görülen, hatta üzerine böyle yakın kız arkadaşlığın ilerlediği, erkek bulamayan kadınların lezbiyen olduğu gibi muhabbetler yapılan bir şey. Bunlar çok can acıtıcı. O yüzden bu tanınma meselesi beni gerçekten çok alakadar ediyor. Ailemde ve sosyal çevremde aslında özellikle bunu sağlamaya çalışıyorum

İlişkilerin dinamiğine dair bir şeyler gösterilsin

İstediğim gibi davranabileceğim, sevgilimle öpüşebileceğim, çocuk yapabileceğim, daha rahat olabileceğim bir dünya isterdim. Sevdiğim insanla refleks olarak, iç güdüsel olarak yapmak istediğim şeyleri yapabilmek isterdim. 

Babama ilk açıldığımda, babamın benimle ilgili düşüncesi “huu çılgın şeyler oluyormuş’’ illüzyonuydu ancak ilişkimi gördükten sonra bakış açısını değiştirdi. Gerçi uzun ilişkide heteroseksüel insanlarla benzer şeyler yaşabiliyorsun, aslında hiçbir fark yok. İdealize etme taraftarı değilim lezbiyen ilişkileri. Kesinlikle müthiş bir şey kadınlar, o ayrı ama ben kadınlarla ilişkinin müthiş  olduğunu düşünmüyorum. İlişki dediğin şey zaten çaba istiyor. İki tarafın da birbirine değer verdiği, birbirinin alanını işgal etmeden hayatı birlikte yaşadığı; gereksiz bir girdaba, karanlık bir dünyaya, ruh hastası bir dinamiğe girmediği ilişkiler varsa boktan eşcinsel ilişkiler de var. Ben boktan eşcinsel ilişkilerin de görünür kılınacağı bir şey isterdim yani. Aptal aptal şeyler izliyoruz televizyonlarda, sinemalarda, her yerde. Spesifik olarak sinemada, sadece teması eşcinsellik olan bir film artık beni çok rahatsız ediyor. Biraz daha ilişkinin dinamiğine, insan tabiatına ilişkin bir şey olmasını istiyorum. Sadece eşcinsel olduğu için bir anlam ifade etmemesi gerekiyor. Orada bir ilişki var. Tek gecelik bir ilişki de olabilir bu.

Orta sınıf evliliklere benzesin istemem 

Aile çok problemli bir yapı. Bir yandan muhafazakar ve tutucuyum aile konusunda bir yandan da tehlikeli bir şey olduğunun farkındayım. Çok bencilce, bir insanla çocuk yapmak ve onu yetiştirmek istiyorsun. Aslında en temel şeyi o, soyunun devam etmesini istiyorsun. O işin birazcık daha bencilce tarafı ama ben çoğalmanın önemli olduğunu düşünüyorum ve korkmamak çok önemli. Herhalde erkeklerle beraber olsaydım da aynı şeyi düşünürdüm. Benim için korkmamak ve elini taşın altına sokmak önemli olurdu yani. Çünkü hepimizin ailesi pirüpak değil, olmak zorunda da değil, zaten olamaz. Ben de bireysel olarak müthiş bir aile içinde büyümedim. Benim çocuğumun da müthiş bir ailede büyümesine gerek yok. Ben sadece çocuğuma iyi bir insan olması için yardım edebilirim. Onun benim kadar acı çekmeyeceği ve en az benim ailem kadar rahat olan bir ortamda büyümesini isterim. Bu hayalin içinde muhafazakar olan şey sadece evlilik veya çocuk doğurmanın kendisi. Orta sınıf evliliklerinin çoğunda olan şeyi istemem. Mesela her gece aynı evde kalmak zorunda değilsin. Orası bir kale ve orada kalınacak ne olursa olsun, böyle yaygın bir algı var ya!

Çoğalabilsek ve hepimiz korunaklı düzenlerimizi kurabilsek ve birbirimizin çocuğuna bakabilsek keşke. Çok yakın bir arkadaşım var, erkek, ibne. Mesela o çocuğumun babası olmasa ama çocuk ona da baba diyebilse. Evlilik, çocuk yapmak demişken: Kafa yoracağım; benim de bir şeyler öğrenebileceğim, partnerimin de bir şeyler öğrenebileceği evlilikler olmalı. Kadın, erkek, yok bilmem ne demeden çocuğu başka birisine de emanet edebileceğim, anneliğin çok kutsal olmadığı evlilikler. Yapamazsın belki ama yapmaya çalışırsın. Bunu deneyimlemek isterim açıkçası. Hani bunun için mücadele etmek isterim.

Aşk nasıl olurdu? Şu anı tarif edersem kendi adıma, “o olsun” hissi çok güzel. O olsun istiyorsun başka biri değil. O kişi olacak yani. Bundan daha güçlü bir motivasyon yok bence. Hani kim gelse istemiyorsun, onu istiyorsun. Yani öyle bir şey aşk bence. Aşk hakkında fazla şey söylenemez.

Benim ütopyam bu ülkenin sınırları içerisinde

Meslekler olurdu. Neticede kapitalist bir dünyada olduğumu varsayıyorum kendi ütopyamda da, herhalde çalışmaya devam ederdik. Kurtulamıyorum kafamda kapitalizmden şu an, para da var o yüzden.

Bu ülkede direnmeye devam edersem yakınlaşmış olurum ütopyama. Umutsuz, atalet içinde davranmayarak, daha dinç olarak, daha somut düşünerek ve psikolojimi bozmadan, korkaklığımı üstümden atarak. Olacağı için değil de, bu ülkede bunu yapmak isterim. Benim ütopyam bu ülkenin sınırları içerisinde. Belki benden sonra birileri yapar, ben yapmak zorunda da değilim, ütopyamı başka birilerinin yaşaması da çok güzel olur yıllar sonra…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: