Ceyhun

1986, Ankara doğumluyum. Orada büyüdüm, üniversiteyi kazanınca İstanbul’a geldim. O zamandan beri İstanbul’dayım. Sosyoloji okudum, sonra master yaptım. Şimdi de bir üniversitede çalışıyorum. Kadınım, bu tanımla ilgili bir değişikliğim hiç olmadı. Uzun zamandır lezbiyen miyim, değil miyim diye bir gündemim de olmadı. Kadınım, lezbiyenim, feministim diyebilirim. 

Kadınlarla el ele tutuşmayı sevmek gibi naiflikler 

Eşcinsel kelimesini ilk duyduğumda ortaokuldaydım. Hafızamda kalan şey, kuzenlerimle izlediğim, Velvet Goldmine diye bir film. 1970’ler glam rock dünyasını anlatıyor. O zamanki adlandırmamla “kadın gibi erkekler” ve “erkek gibi kadınlar”ın olduğu bir filmdi. Şu cümleyi çok net hatırlıyorum: “I love boys, I love girls!” Gülerek söylüyordu bir karakter filmde. Küçük bir çocuk David Bowie’yi görünce onun gey olduğunu özellikle anlamayabilir ama onu kadın gibi görünen makyajlı bir erkek olarak bilir ya. Eşcinsellik de öyle görüntüye ve yaşam tarzına indirgenen bir şeydi çünkü hikayenin sonunda “erkekler kadınlarla birlikte olur” gibi bir bilgi var. Eşcinselliği de kadın gibi olan erkeklerin oluşturduğu bir dünyaymış gibi algılıyordum. Lezbiyen kelimesini onun virgülü olarak duymuşumdur. Eşcinselliğin içinden sıyrılıp da dikkatimi çeken bir şey olarak hatırlamıyorum. 

Kendi duygularımı fark etmem de ortaokula kadar gidiyor ama bunun adını aşk ya da “kadınlardan hoşlanıyormuşum” gibi koymadım o zamanlarda. Genç öğretmenlerimiz oluyordu, oyun gibi hocanın peşinde koşuyorduk. Başka insanlar da bunu yaptığı için “normal bir şey bu” hissi vardı. Lisede de benzer şeyler; tabii yapılanlar çeşitlendi; sinemaya, cafelere gitmeler, defter tutmalar, mesajlaşmalar… Kadın hocaların peşinde koşma dışında da, kendimden büyük insanlara hep bir ilgim vardı.

Erkeklere dair aynı şeyleri hissetmiyordum. Erkekler bana ilgi gösterdiklerinde onları kadınlar kadar merak etmiyordum ve bunu “doğru erkeğin henüz karşıma çıkmamış olmasına” bağlıyordum. İç bilgi gibi bir şey bu söz ettiğim, üzerine düşünerek büyümedim. Kadınlarla el ele tutuşmayı sevmek gibi naiflikler sadece. Sonra bir dershane hocamla, ben mezun olduktan sonra, görüşmeye devam etmiştik. Onunla yan yana yatardık ve bir tür aşk gibi bir şeydi; yazılar, kitaplar, müzikler, içkiler neyse. Aramızda başka bir şey yaşanmadı ve yıllar sonra bile bu konu açıkça konuşulamadı. 

Erkeklerle daha fazla denemeliyim takıntısı yapmıştım 

Üniversite dönemi, çeşitlilik ile karşılaştığım bir ortam olması açısından önemliydi. Sonra, 2008 yılında feminist bir örgüte girmem de çok iyi oldu. Görsen “hayatını erkeklerle mi geçirmiş” diye şaşıracağın bir sürü kadının birbirini tanıyıp, bir şeyler yaşayıp “bu da mümkünmüş” dediği, çok özgürleştirici, heyecanla deneyimden deneyime koşulan bir zemin vardı o dönemde. 

Üniversiteye kadar bir kadınla bilinçli olarak cinsel bir şey yaşamadım. Hislerimin adını koymam ise cinselliği deneyimledikten de çok sonra oldu. Ankara’dan yakın bir arkadaşımın yanına taşınmıştım. Odasına bir yatak daha attık, birlikte kalıyorduk. Sonra onun iki arkadaşı daha geldi. İki kişilik yatakta dört kişi yatarken olaylar gelişmeye başladı. Yakın arkadaşım dışında, biz üç kadın çeşitli şeyler yaşadık. Benim ilk deneyimim onların ikisiyle aslında. O iki kişi de şu anda on yıldır birlikteler. Şimdi dönüp bakınca çok tatlı geliyor. Adı konmamış, üzerine hiç konuşmadığımız, deneme yanılma gibi bir şeydi. Sarhoşken yaşanan bir şey, ben uyuyor gibi yapıyorum falan, tam hayır da demiyorsun, sarhoşluğa veriyorsun. Ev paylaştığım yakın arkadaşıma söylemiştim “böyle bir şey oldu” diye, o da “Bana da oldu ben yataktan kalktım,” demişti. Ben kalkmamıştım ama. O sırada üç ay bir erkekle ilişkim olmuştu. Az görüyorum çocuğu ve pek iyi davranmıyordum ona. Lise döneminde de öyle takıldığım erkekler olmuştu, on metre uzaktan öpüştüğüm filan.

İlk defa seviştiğim, kendisine karşı bir şeyler hissettiğim kadının takıldığı bir adam vardı. “Herhalde bu böyle bir cinsellik, biz sevişiyoruz ama hayatımızda hep erkekler olacak,” diye düşünüyordum. Sorgulamadan ziyade “aa ne güzelmiş, gene yapalım, gene yatalım” modundaydım. Bu kadınla ilişkimin nihayet adı kondu, bunun bir sevgililik olduğu diğer kişilere de söylendi; iki buçuk sene filan sürdü. Bu ilişkiden sonra da çeşitli erkek denemelerine devam ettim; “Mutlaka erkeklerle de görüşmem lazım,” “sevişmedim doğru düzgün, daha fazla denemem lazım,” diye takıntı yapmıştım. Bunda Ankaralı arkadaşımın etkisi olabilir diye düşünüyorum. Sürekli “herkes biseksüel bak ben sana söyleyeyim” diye dolaşıyordu ortalıkta. Kadınlarla sevişmeler deneysel keşifler olduğu için, bunu “Allahım lezbiyen oldum, toplumun dışına atılacağım, korkunç şeyler beni bekliyor” gibi yaşamadım, çevreme söylemekten filan da hiç çekinmedim. O yüzden bende tam olarak bir dert hafızası yok o döneme dair. 

Olay benimle ilgiliydi ama annemi teselli ettim 

Çevreme “kadınlarla birlikte oluyorum” demeye başladığımda, liseden arkadaş çevrem dahil kötü tepkiyle ya da laubali sorularla karşılayan olmadı bunu. Lise arkadaşlarım için bir havadis niteliği oldu tabii ama yakın arkadaşlarım zaten biliyordu. Sonra kadınlar kadınlarla daha çok takılmaya başladı, neredeyse moda oldu bu dahil olduğum çevrelerde. İş çevresinde de şimdiye kadar olağan karşılandı. İş ortamında ilişkiler bilindiği için benim de ilişkim muhtemelen biliniyordur. İnsanların neyi bildiği umrumda değil ve istiyorlarsa hakkımda dedikodu yapsınlar.

Anne tarafındaki kuzenlerim biliyor. Bir erkek kuzenim abuk sabuk konuşmuştu söylediğimde; “Napıyorsun, olur mu öyle şey, tabii ki erkeklerle olacaksın,” falan demişti. “Fikrini sormadım” deyip geçmiştim. Anneme açılma dışında açılmakla ilgili bir sıkıntı yaşamadım. Tek derdim annemin bilmesiydi. O bildikten sonra geri kalanlarla bir meselem yok. Tabii ben dert etmeyebilirim ama annem ediyor, “ben arkadaşlarıma ne derim” diye. Ne istiyorsan de; “hayat boyu tek başına yaşayacakmış” de, “üç kişi birlikte yaşıyormuş” de, “hiç evlenmeyecekmiş” de, dedim.

2015 – 2016 filan olabilir, annem bana gelmişti, o zaman açıldım. “Niye erkek arkadaşın yok?” gibi sorular sorup duruyordu. Erkek arkadaşım yok ama kız arkadaşım var; “Anne bak, ben hayatımdan memnunum, kimse bana ayrımcılık uygulamıyor bulunduğum ortamda, acı çekmiyorum, çevremdeki insanlar böyle şeyleri normal karşılıyor, bir sürüsünün de kız arkadaşı var, ben iyiyim, sen merak etme, kötü tepki vermezsen daha mutlu olacağım, lütfen iyi olalım, sen de benim iyi olduğumdan emin ol” diyen bir e-mail gönderdim. Sonra “Akşam dışarı çıkıyorum, geç geleceğim bugün,” dedim. Çıktım sevgilimle buluştum, bekliyorum gergin gergin. Hiç ses çıkmadı. Mesaj attım, “Okudun mu?” diye. O da “Evet, okudum” yazdı. Ertesi gün, yazdığım çerçevede konuşmaya çalıştım; bak üzülme, ben mutluyum, iyiyim, diye. Suratı asıktı, ağladı. Cam kapaklı bir tencereyi yere düşürdü, tencere tuzla buz oldu, çok dramatikti. Nerede hata yaptığını düşündüğünü, biyoloji diye bir şey olduğunu filan söyledi. “Anne senden bu cümleleri hiç beklemezdim,” dedim. Yani olumlu karşılayacağını düşünmemiştim ama bu kadar okumuş etmiş, muhafazakar olmayan, pride’lar vb. hakkında konuştuğum, birçok konuda anlaştığım insan; nasıl böyle biyolojist yaklaşır ve dram yaşar diye hayal kırıklığına uğramıştım ve o zaman anladım tabii, bu mesele çözülmeyecek. Hani insanlar annelerine LİSTAG metinleri filan gönderiyor, ben göndersem “ben bunları biliyorum zaten” diyecek. Daha sonra açılma mailimi yeniden okuyunca üzüldüm, “yazık bana” dedim, olay benimle ilgili ama ben onu teselli etmeye çalışıyorum “ne olur üzülme, üzülme” diye.

Hayatında kurucu önemde bir şey var ve yokmuş gibi yapıyorsun

Açıldıktan sonra annemle ilişkimizde pek değişen bir şey yok. Fakat bu konu açıldığında kapatmak istiyor ya da konuşamıyoruz. Kabul etme yönünde gelişme olmuyor ve ben sinirleniyorum. “Ben bu konuyu yok sayıyorum” dedi bir kere açık açık. Maksimum hareketi; bir yerden çikolata getirdiğinde “evde yersiniz” demesi oldu, “yersin” demek yerine. Mailde açıldığım partnerimin adını biliyor ve ondan hiç bahsetmiyor. Ben de şu an başka bir taktik buldum. İkinci partnerimden bahsediyorum, neler yaptığımızı filan anlatıyorum. Elbette sevgilim demeyerek çünkü “o da partnerim desem” konu yine kapanacak. Ben de dolaylı yoldan tanıştırıyorum. Bu haliyle ikinci partnerime sempatiyle yaklaşıyor. 

Aileyle yakın bir ilişki kuruyorsan, partnerin konusunda açık olmadığında bu, dürüst olmayan bir durum yaratıyor. Hayatında kurucu önemde bir şey var ve sen yokmuş gibi bir izlenim yaratıyorsun çünkü; bu yüzden senden gerçekçi olmayan şeyler bekleniyor veya senin hayatına saygı, müsait olmama seçeneklerin vesaire bir anda ortadan kalkıyor. Kurduğun arkadaşlıklar açısından da bir sürü şey değişiyor. Zamanla, rahat olduğun, bu konuların mesele olmadığı veya bu konularda ortaklaştığın insanlarla sosyalleşiyorsun. Temel şey burada; kim olduğun, ne olduğunla ilgili gündelik hayatını da oldukça etkileyen bir saklama, var olanı gizleme durumu olup olmadığı. İlla ki yalan söylemen de gerekmiyor zaten olanı gizlemek de bir tür yalan aslında.

Bir sürü hetero-patriyarkal beklentiyle cebelleşiyoruz

“Ben tanımlara girer miyim” paniğinin deneyim ve zamanla geride kaldığı noktada, “erkeklere tahammül edemediğin dünyada neden onlarla romantik bir şey yaşayasın” gibi sorular da yavaşça eriyor. Deneyimini anlayıp, kendinle yüzleştikten sonra aslında hayatını da daha iyi organize etmeyi beceriyorsun. İnsani değerler, feminist değerler açısından yaşamını kurmayı başardıysan zaten tanımlarla vs. ilgilenmiyorsun. 

İki kadın bir ilişki yaşadığında, gündelik detaylar, nasıl sosyalleştiğinden nasıl alışveriş yaptığına, ne gibi ihtiyaçların olduğuna kadar tüm organizasyon değişiyor. Bunu yapabilmek zaman içerisinde öğrenilen bir şey. Lezbiyenlikle ilgili değil sadece; anti feminist biriyle ya ne bileyim şoven, maço, şiddet yanlısı biriyle de arkadaş olmaman gibi. Hayatına dahi sokmuyorsun, hayatını zaten öyle örgütlüyorsun.

Bir sürü hetero-patriyarkal beklentiyle cebelleşiyoruz. Kendi homofobinden arınma, kendine yalan söylememe önemli. Örneğin kıskançlığın nasıl yaşandığı meselesi; herkes kıskançlığı deneyimleyebilir ama kıskançlık derken kocaman bir kontrol etme/edilme ve güvensizlik denizinin içinde kendini bulmak bambaşka bir şey. Yani kıskançlık nasıl hissedilir? Nasıl karşı tarafa hissettirilir? Hissettiğimiz bir duygu var tamam ama bunu nasıl dürüstçe yaşayabiliyor muyuz? Öğrendiğimiz bir irrasyonel takip etme, sorgulama, güvensizliğe düşme halini mi tekrarlıyoruz biz de? Yoksa bize kötü, değersiz davranıldığı için mi çeşitli kuşkulara kapılıyoruz ve öğrendiğimiz savunma mekanizmasına başvuruyoruz? Bir sürü feminist kadın böyle ilişkiler yaşamadığını zannederken böyle ilişkiler yaşıyor tam da. Kontrol manyaklığının içine düşebiliyor, kıskançlığı çok korkunç bir şey olarak düşünüp, bu sefer “bunu ben yaşamam” havalarına girip güvensizlik çukuruna daha da saplanabiliyor. İki kişinin bir kişiye dönüştüğü, tamamen izole ilişkiler yaşayabiliyor. İlişkileri tek tipleştirmek, davranış biçimlerini aynılaştırmak, beklentileri yüceleştirmek, bunda kendimizi sonsuz haklı bulmak ve sonuçta özgüvensizliğimizi pekiştirmek hallerine karşı yeterince feminist donanımımız var aslında. Ancak burası belki bizim de yumuşak karnımız ve başka tür ilişkiler kuramaz buluyoruz kendimizi. İlişki içerisinde güvensizlikle, dışarıdan gelen homofobik şeylerle bocalamak tabii ki normal ama bunu nasıl yaşıyorsun, karşındaki insanla tartışmasını nasıl yapıyorsun; “feminist, lezbiyen bir hayat denen şey nasıl yaşanıyor” sorusu sonuç olarak. Feminist çevrelerde bile, bir şeye üzülme halinde yokmuş gibi yapıp soğuk davranarak erkek yöntemlerle çözmeye çalışmak bana enteresan geliyor. 

Tutkuyu karşıdaki insanın hayatını ele geçirmek zannetme hali acayip

Kendimden büyük insanlarla sevgili olmak bana çok şey öğretti. 5 yıl sevgili olduğum bir kadınla olan ilişkimde “ilişki, iki kişinin tek kişi olması değildir”i ve ilişkinin iyi gidebilmesi için de bunun gerektiğini öğrendim. Önemli bir bilgiydi. Tutku denen şeyin karşıdaki insanın hayatını ele geçirmek olduğunu zannetme hali çok acayip. 

İlişkilerde beni en çok zorlayan, benden ibaret bir dünya talebi oldu. Tabii açıktan söylenmeyen ama saatlerce tartışılan ya da hiç değilse laf işittiğin, tat kaçıran şeyler. Bu tip sıkıntılar yaşadığım ilişkiler çok uzun sürmedi. Bir de geçmişte kalan, homofobik olan kişiler var. Kendi yaşadığı şeyi gizleyen, adını koymayan, yokmuş gibi davranan, “aslında ben heteroyum” diyen. Sosyalleşiyor, flörtleşiyor, sevişiyorsun; en son “ben aslında heteroyum” geliyor. İlk başıma geldiğinde üzüldüm çünkü muhatap yok, birden çat diye ortadan yok oluyor, tartışmasını yapamıyorsun, “bu senin yaptığın homofobi” diye. Peşine düşmüşsün bırakmıyormuşsun gibi oluyor. Arada kalıyorsun. 6 ay sonra yine buluş, seviş, tekrardan ayrıl. Çok kötü hissettiren bir şey. Bir süre de inanmak istemedim, bir açıklaması var, düzelecek bir aşamada diye bekledim. Başka insanlar girdi çıktı, bir türlü bitemedi o hikaye. En son bitiriş konuşmasını da “Ahmet’i seviyormuşum aslında” diyerek yaptı. Bu en yaralayıcısıydı. Bunun gibi başka homofobik hikayeler de yaşadım. Yine sonu erkeğe dönüşle bitti ama çıktım içinden, öyle bir ruh halinin içine bir daha o kadar girmedim, üzüldüm tabii ama kendimi dengede tuttum. 

İnsanların birbirleri üzerinde güç uygulamadığı ilişkiler olsun

Hayal ettiğim dünyada etraf yeşil olurdu. İlişkiler, herkesin kendi isteğine göre; isteyenin aile de olduğu; rastgele ve daha çeşitli, tek tip olmayan ilişkiler olurdu. Çocuklar olsun ama bakım işleri de kamusal, paylaşımcı olsun. Evlilik olabilir ama bu bütün hakkın, hukukun tek kalemde tanımlandığı bir şey değil. İnsanların birbiri üstünde güç uygulamadığı şekilde aşk, birliktelik ve eğer istiyorlarsa evlilik dünyası gibi.

Böyle bir dünyada; insanlar isimleri, tanımları olmayan kişiler olurdu. Eylem yapmazlardı. Parti yapmazlardı. Para da olmasa iyi olur, takas olsun diyeyim eski usül. Meslekler olsun, ben de resim yapmak isterdim. Sanatlar, edebiyat böyle uyku gibi 24 saat içinde çok yer kaplasın isterim. Sevişme dahil uyku mesela on saat yer kaplıyorsa 8 saat de sanata ayrılsın. Edebi olan da distopya, ütopya filan olmasın… 

Yaşadığım ülkeyi değiştirsem ya da yönetim değişse bir tık yaklaşabilirim hayalimdeki dünyaya.

  • Bu yazının görsel çizimi kittiesarewild tarafından yapılmıştır ❤

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: