Lezbidüş

Lezbidüş

1960’lı yıllardan itibaren Avrupa ve Kuzey Amerika’dan dünyaya yayılmaya başlayan ve zaman içinde uluslararası bir harekete dönüşen sözlü tarih çalışmaları, yaşayan bireylerin belleğe dayalı sözlü anlatılarını kaydeder. Belgeye dayalı tarih yazımının uzun süre görmezden geldiği alanlara ilişkin bilgi üretir. Gündelik yaşamları, kişilerin tanıklıklarını kaydetme amacıyla şekillenmiş bir çalışma alanıdır. Türkiye’de sözlü tarih çalışmaları, 90’lı yıllarda, feministlerce yürütülmüş, kadın araştırmaları vb. çalışma alanları sayesinde gelişim göstermiştir.

Lezbidüş, Türkiye’de lezbiyen ve biseksüel feminist örgütlenmelerinden biri olan Lezbifem’in içinden çıkmış bir sözlü tarih çalışmasıdır. Lezbifem’in heyecanı, hareketliliği ve yaratıcılığının tetiklediği hayal gücümüz, yaşadıklarımızın kişisel hafızalarımızda yavaş yavaş solmasına izin vermeme arzumuz ve yaşarken kendi tarihimizi kaydetme isteğimiz, 2015 yılında yollarımızı Lezbidüş sözlü tarih çalışmasında kesiştirdi.

LGBTİ+ hareketi içerisinde yıllar geçtikçe LB+ kadın+ görünürlüğü artıyor olsa da hareketin gündeminde ve politik tartışmalarda bu kimliklere dair konular pek yer almıyordu. İncelediğimiz sözlü tarih çalışmaları ise hep yaşananlara, deneyimlere yoğunlaşıyordu. Hayallerimiz de yaşadığımız tarihin bir parçası değil mi? İnsan nasıl hayallerinden, nasıl bir yaşam istediğinden yola çıkarak politika üretiyorsa biz de, LB+ kadın+’ların hayat deneyimlerini kayıt altına almanın yanı sıra hayallerimizi de araştıralım, dedik. Birbirimize hayallerimizi sormak, deneyimlerimizin yanı sıra hayallerimizi de belleğimizin bir parçası haline getirmek istedik. Hayatlarımızın görünmezliğe itildiği bir dünyada dertlerimizin, hayallerimizin, arzularımızın yok sayılmasına izin vermeden ütopyalarımızı konuşmak istedik. O nedenle adımız Lezbidüş!

Çalışmamızın bizi en az içeriği kadar heyecanlandıran diğer özellikleri ise doğrudan konunun özneleri tarafından, kolektif bir şekilde yürütülmesi ve çalışmanın farklı aşamalarında yeni kişilerin katılımlarına açık olması. Böylece onun üzerinde kişi çalışmanın farklı aşamalarını şekillendirmeye emek vermiş oldu.

Çalışmamızın etik ilkelerini; görüştüğümüz kişilerin rahat hissetmelerini, anlatı ve hayalleri üzerinde baştan sona belirleyici olmalarını sağlamak üzerinden belirledik. Görüştüğümüz kişiler, istedikleri sorulara cevap verebileceklerini, anonimlik/gizlilik açısından verdikleri detayları istedikleri gibi değiştirebileceklerini, görüşmeyi deşifre ettiğimizde metinden istediklerini çıkarıp ekleyebileceklerini, çalışmanın herhangi bir aşamasında -metinlerine onay vermiş olsalar dahi- anlattıklarını paylaşmaktan vazgeçebileceklerini ilk görüşme teklifimizden itibaren biliyorlardı. Nitekim görüşme sırasında yapamayacağını hissedip çalışmadan çekilen de oldu; yayına hazır bitmiş metin üzerinden onay alma aşamasında vazgeçen de… Görüşmeleri deşifre ederken ses kayıtlarını sadece görüşmeyi yapanlar dinledi ve bu kayıtları ekipteki diğer kişilerle paylaşmadı. Eğer görüşülen kişi rumuz kullanmayı tercih etmişse hiçbir dökümanımızda ya da toplantımızda bu isimleri söylemedik, sadece rumuzlarını kullandık.  Lezbidüş (sözlü tarih) çalışmasını, görüştüğümüz kişilerin hikayelerini ve düşlerini bize emanet etmesi olarak gördük. Bu emanete özenli davranmayı en önemli sorumluğumuz addettik. 

Aramızda sözlü tarih hakkında ders almış veya araştırmalara görüşülen olarak katılmış kişiler olsa da bu çalışma hepimiz için tamamen yeni bir kolektif deneyimdi. Yola çıkarken bir hafta, bir ay, altı ay sonra ne yapacağımızı bilmiyorduk. Bizim için bir öğrenme süreciydi. Yöntemlerimizi mütemadiyen tartışmaya açarak yolda öğrendiklerimizle yeniden değerlendirdik. Sürekli tartıştığımız, öğrendiğimiz bir süreç ördük. Yeni sorular ekleyip görüştüğümüz kişilere geri döndüğümüz de oldu.

Madem bir sözlü tarih çalışması, sorularımız olması lazım, ama ne soracağız, nasıl soracağız? Görüştüğümüz kişide herhangi bir olumsuz duygu yaratmak istemediğimiz için sorularımızı kelime kelime tartıştık. Kimsenin çerçevelenip bir kalıba sokuluyormuş gibi hissetmesini istemedik. Bu aynı zamanda ucu açık ve geniş sorulara ve bazen tıkanıklıklara da yol açsa bu zor yolu seçtik. İki ay boyunca defalarca değiştirdiğimiz, toplamda 13 soru hazırladık. O kadar uzun tartıştık ki, sorular soru işaretlerini bırakıp kaçıyordu artık! Bu kelimeler arasında gezinirken politika üreteceğimiz zemin oluşmaya başlamıştı bile; LB+ kadın+ deneyimlerimiz, bu deneyimlerimize nasıl yaklaştığımız tüm üretim ve tartışma sürecinin bir parçası olmuştu. Galiba en uzun tartıştığımız kısım, görüştüğümüz kişilere hayallerini nasıl soracağımız idi. İnsanlara hayallerini, kendilerine ait dünyalarını yönlendirici olmadan sormanın yolu acaba neydi? Uzun süre bu konu hakkında konuştuktan sonra sorumuz birden ortaya çıktı: “Bir sabah uyanmışsın ve bir bakmışsın hayal ettiğin dünyada yaşıyorsun. Orası nasıl bir yer, nasıl bir dünya?” Yaptığımız görüşmeler ve deşifrelerden sonra farkettik ki, görüştüğümüz kişiler arasında “Elimde bir sihirli değnek olsa…” diye başlayan cümleler kuranlar var! Meğer bu kadar da basit sorabilirmişiz! “Elinde sihirli bir değnek olsa nasıl bir hayat, nasıl bir toplum; arkadaşlıklar nasıl, sokaklar nasıl…?”

Sorularımızla insanların karşısına çıkınca eleştiriler almaya başladık. İlk görüşmelerimizi pilot çalışma olarak gördük, görece daha yakından tanıdığımız kişilerle ikişer kişi olarak görüşerek, evdeki hesap çarşıya uyuyor mu diye kendimizi gözden geçirerek çalışmamızı güncelledik. Görüştüğümüz kişileri yönlendirmeyelim derken soru soramaz hale geldiğimizi fark ettik. Değiştirip durduğumuz, kelime kelime tartıştığımız sorular, genel konu başlıklarına döndü. Görüştüğümüz bir kişi “Eklemek istediğin başka bir şey var mı?” sorumuza, “Bu soruları ben de size sormak istiyorum,” diyerek çalışma ekibine dahil oldu.

Yöntem tartışmalarımızda bir diğer temel konu da soru soran kişi olarak görüşmelerdeki rolümüz üzerineydi. Anlatılanları dinlerken kendi algımızı aktif bir şekilde sorgulamak, görüştüğümüz kişinin düşüncelere daldığı anlarda sessizlikte ona eşlik etmek, anlatma hızına uyum sağlamak…

Bu çalışmayı yaparken nelerle karşılaştık? Hayallerini sorduğumuz için bize teşekkür edenler oldu: “Hayallerimi hiç düşünmemiştim, sayenizde düşündüm, çok hoşuma gitti”, “Bana daha önce hayallerimi soran olmamıştı…” Hayal kurmak diye karşılarına çıktığımızda herhalde en çok karşılaştığımız tepki “Ya benim hayalim yokmuş, hayal kuramıyorum galiba, kendimi gerçekçi şeyler söylemek zorunda hissediyorum” idi. Ama görüşmelerimizi tekrar tekrar okuduğumuzda, herkesin kendine has, dikkat çekici hayaller kurmasına tanıklık ettiğimizi de fark ettik. Hayal kurmak deyince hayal edemeyeceğimiz bir şeyi hayal etmek diye mi anlıyoruz acaba, sorusu geldi aklımıza. Hayallerini sorduğumuz biri, “Şimdi hayal ettiğim yerde miyiz, yoksa oraya giden yolu mu soruyorsunuz,” demişti. Deneyimlerimizin bazen bizi savurduğu umutsuzluk, hayallerimizi temellendirme, gerçekleşebilir kılma ihtiyacı mı yaratıyor acaba? 

Ütopik olması biraz hüzünlü olmakla beraber duyduğumuz en ortak hayal, “Sevgilimle el ele gezebildiğim, öpüşebildiğim sokaklar.” Bir yandan lezbiyen görünürlüğünün izini sürerken, bir yandan etiketlere, tariflere karşı basit hayaller; sıradan algılanmak için bir görünürlük talebi. Hayallerini anlattıktan sonra, “Ay ne kötü oldu, ben bu hayalde yaşamak istemiyorum,” diyenler.

2016 – 2017 yıllarında, görüştüğümüz kişilerin anlatılarından çıkardığımız alıntılarla kitap ayraçları ve kartpostallar üretip, 2017 Onur Haftası pikniğinde Düş Ağıma adlı bir enstalasyon hazırlamıştık. Bu etkinlikten sonra çalışmamıza nasıl devam edeceğimizi belirleyemediğimiz bir döneme girdik. Bir süre çeşitli ihtimalleri göz önünde bulundursak da, Türkiye’de her geçen gün toplumsal ve siyasal muhalefet yollarının önünün tıkanması, muhaliflerin işlerinden, özgürlüklerinden alıkonulması, iç ve dış göçe zorlanmaları bizleri de ayrı ayrı umutsuzluğa sürüklediğinden olsa gerek; çalışmamızı devam ettirme gücümüzü yitirdik. Ta ki, 2019 yılında bize teslim edilen emaneti sizlerle buluşturma sorumluluğumuz ağır basıp tekrar buluşana kadar.

Lezbifem çevresine yeniden bir çağrı yaparak tekrar bir araya geldik, aramıza bu safhada da yeni katılımlar oldu. Geride bıraktığımız süreçte kimimiz okuduğu bölümden mezun olmuş, kimimiz işini değiştirmiş veya işsiz kaldığı bir döneme girmişti. Aramızda şehir ve ülke değiştirenler de vardı. Farklı alanlarda başka başka çalışmalar yapıp örgütlenme deneyimlerimize yenilerini eklemiştik. Topladığımız hikayelerle sergi ve videolar hazırlamak gibi hayallerimiz vardı ama bu hayallerin her birini değerlendirdikten sonra, çalışmamızın paylaşımını yalın bir yöntemle yapmaya karar verdik. Sizleri bu web sitesinde, bizimle yaptığı görüşmeyi paylaşmamıza onay veren LB+ kadın+ların deneyimleri ve hayalleriyle buluşturuyoruz.

Ekip olarak en basit şeyi bile mini minnacık detayına inerek değerlendirme huyumuz nedeniyle metinleri yayına hazırlama süreci bizim için uzun erimli, inişli çıkışlı bir yolculuğa dönüştü. İki temel hedefimiz vardı; metinleri okunabilecek kadar kısaltmak ve sohbet ortamının getirdiği karmaşıklıktan arındırmak. Yüzümüze sürekli kapılar kapatan toplumla karşılaşmamızdaki ironik anları, heyecan ve şaşkınlıkla işlenmiş hayal öğelerini öne çıkarmak istedik. Metinlerin özünden kopmamak için birden fazla kontrol aşamasından oluşan kolektif bir editöryel süreç tanımladık. Önce hepimiz metinlerde “kesinlikle yayınlayalım” dediğimiz bölümleri işaretledik. Aramızdan bir kişinin bile “kalsın” dediği kısımları kullanmaya özen gösterdik. Sonra bir kişi metinleri bu bölümlerin içerildiği ve soru-cevap halinden arındırılmış bir şekle dönüştürdü. İkinci bir kişi de cümleleri anlaşılır hale getirerek kısalttı ve ara başlıklar ekledi. Bu aşamaya gelmiş metinleri hepimiz okuyarak üzerlerine notlarımızı düştük ve her bir not üzerine en doğru olduğunu düşündüğümüz çözümü bulana kadar tartıştık. Aramızdan bir arkadaş tüm metinlerin son okumasını yaptıktan sonra, onun önerileriyle şekillenmiş versiyonları bir kere daha grup olarak tartıştık. Hatta işin bu kısmını birden fazla tekrarladığımız metinler oldu; bir kere daha son okuma, bir kere daha grup okuması, gibi.

Artık, hikayelerini okuduğumuz kişiler bizim için çok yakından tanıdığımız birer arkadaşa dönüştü. Bu metinleri, onlar üzerinden arkadaşlıklarımızı, aramızdaki dayanışma kültürünü güçlendirmek umuduyla şimdi de sizlerle paylaşıyoruz…

Lezbidüş Ekibi

Soruların Hazırlanması

Dilan, Karel, Pınar, Sumru, Umut, Yeşim

Görüşmeler ve Ses Kaydı Çözümleri

Dilan, Ece, Nehir, Selen, Umut, Yeşim

Metin Düzenleme

Dilan, Naciye, Nehir, Pınar, Selen, Yeşim

Son Okuma

Selin

Video

Begüm, Feyza, Nehir, Yeşim

Çizim

Bengisu Akyürek, Gaye, Melis Berk, Melis Yılmaz, Şeyma

Web Sitesi

Pınar

Sosyal Medya

Naciye, Pınar

Çalışmaya fikirsel katkılarından dolayı teşekkürler

Damla, Eda, Nazlı, Nilgün 

 

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: